Kimden Korkmak Lazım?

Kimden Korkmak Lazım?

İş yaşamında çeşit çeşit insanla karşılaşmanız olağandır. Bu insanları genel nitelendirme ifadelerini kullanarak; sevecen, uyumlu, adil, huylu huysuz gibi bazı sıfatlarla tanımlarsınız elbette. Eh, hepimiz mecburen birşeyler olacağız bu dünyada ve birşekilde tanımlanacağız bundan kurtuluş yok. Ama öyleleride vardır ki işte onlar tam bu yazının başlığını hakeden adamlardır. Korkulası insanlar.

Benim konu etmek istediğim bu insanlardan korkmak ve onlara temkinli yaklaşmak gerekir (Burada kullanılan adam ifadesi genel bir tanımdır ve iş kadınlarını da kapsamaktadır). Kendileriyle dalaşmaktansa, çalıyı dolaşmanın tercih edilmesinde maddi manevi fayda olan bu insanları tanımak, sağlıklı bir iş yaşamı sürdürebilmek adına mutlaka faydalı olacaktır.

Takıntılı bir yüz ifadesiyle ortalıkta gezinip mesai arkadaşlarınızı süzün diye yazmıyorum bu yazıyı. Bahsi geçen insanlarla karşılaştığınızda teşhis kolaylığı sağlar, rahat edersiniz diye ümit ediyorum sadece.

Benim iş yaşamında korkulacak adam modelleri arasında sayabileceklerim şunlar;

Gülerken göbeği oynamayan adamdan korkun örneğin: Gülerken samimi olmayan adam ne zaman samimi olacak ki? Gülmesini bile organizasyon şemasındaki pozisyonuna göre ayarlayan birisi yapay falan gülmüyordur. Bu adamın ruhu basbayağı ölüm öncesi iyiliği durumundadır ve o nefsinin “avantaj sağlamak için gülmen gerekiyorsa, gülmekten katıl. Ağlaman gerekirse diye düşünüp soğanları el altında bulundur.” Düsturu ile hareket ediyordur.

Yemeyen adam: Nefis terbiyesi babından değil, vakit bulamadığından, sinirinden yiyemeyen adamdan da kork mesela. Ağzının tadını kaybeden insan, hayat damarlarından birini de kaybetmiştir aslında. Zevksiz sandviçlerin hüküm sürdüğü yerde de iyi iş falan olmaz bu böyle biline. “İstemiyorsan yeme ama yememe bir şey deme” demek gerekir bu adamlara.

İş delileri: Şirketi tüm demirbaşlarıyla birlikte sırtında taşıyormuş gibi dolaşanlar. İş sevilir, gerçekten çok sevilen ve çalışana kendini iyi hissettiren işler var biliyorsunuz. Ama iş, yaşamdan bağışık birşey değildir. Yaşamınızı yarısı iş, yarısı iş olmayan şeklinde fırından yeni çıkmış bir somunu ortasından ikiye böler gibi bölemezsiniz. İş delileri varda, iş deli gömlekleri niye yok ki acaba?

Hiyerarşi sevdalıları: Ünvanı değişince yürüyüşü, gülüşü değişenler, eşine, dostuna çevresine davranışlarında değişiklik yapanlar. Bey ve hanımefendi sıfatlarını daha bir sevenler mesele ama başkalarının da aynı şekilde sevebileceğini düşünmeden onların isimlerinin önünden kaldırıverenler saygı ifadelerini.

Üç yüzlüler: Herkesin en az iki yüzü olduğunu bildiğimiz için üçüncü yüzü olanlara aman dikkat. Aynada kendilerine bakınca ikinci bir yüzleri olduğunu farkedenler ve ruh bütünlüklerini koruyabilmek için önce kendilerine sonra başkalarına söyledikleri yalan silsilesinden medet umanlar.

Gölge rekabetçiler: İnsanın yüzüne karşı rekabet etmeyenler. Yanındayız, destekliyoruz deyip ilk fırsatta kuyunuzu kazmak üzere yetişenler ellerinde alet edevatları. Hızlı koşayıp diye ayakkabılarınızı bağlamak için eğildiğinizde koşturup tekmeyi yapıştıranlar müsait bir yerinize.

El iyileri: Kendi çalışanları dışındaki herkesi iyi belleyenler. Başkalarının yaptıklarını göklere çıkartıp, yakınlarının işlerinde eleştirmedik yer bırakmayanlar. Başkasının çocuğuna sempati, kendi çocuğuna eleştiriyi marifet belleyenler.

Huzur yoksunları: Mutsuzluklarını iş yapma biçimlerini onaylayan bir ferman gibi boyunlarında taşıyan insanlardır bunlar. Merdiven altlarında başka bir huzursuzla sohbet ederken veya masalarında sessizce “her an bir nöbet geçirebilirim” edasıyla mail atarken görülürler sıkça.

Patron müsveddeleri: Patronunuz veya yöneticinizin seyahate çıkarken yerine vekaleten bıraktığı adamdır kendisi. “Siz yokken, çok aradık yokluğunuzu ama işler tıkır tıkır yürüdü.” Demek için sıktıkça sıkarlar mesai arkadaşlarını. Asıl bu kişidir işte size ofisinizi zindan edecek.

Gizli ajanlar: Yerin kulağı var deyişi doğru değildir işyerlerinde. Yere özel bir önem atfetmeye gerek olmamasının nedeni her tarafın ve her eşyanın kulağı olmasındandır. Ama asıl ulak, gerçekten kulağı olan insanlardır elbette. Ajanlar, iyi dinleyen, çok dolaşan adamlardır genellikle. Bazen yüzlerini taze bir haber yakalamış olmanın hazzı ve malum haberi henüz paylaşamamış olmanın sıkıntısıyla parıldarken görebilirsiniz.

Kendine müslümanlar: Menfaat gerektiren konularda nalıncı keseri gibi kendine yontan insan, muhtemelen size projenin zor, sunumun zevksiz tarafını vermeye çalışacak olan insandır. Siz de misilleme yapmanın dayanılmaz lezzetine kendinizi kaptırıp; bilgisayarın göçmüşünü, çiçeğin geçmişini teklif etmeyin bence. Bir sonraki sefer peşinen söyleyin, tercih zamanı geldiğinde. “Ben renklerden moru severim.” Diye.

Anlatmakla bitiremeyeceğimiz (dikkat edilmesi gereken) bunca insan arasında yaşayacağız elbet kader bu. Karşılaştığınız insanlara bir göz atın, onları iyi, samimi ve sevecen olarak düşünün. Aksini yukarıda örneklediğim şekilde ve sizin sık sık gözlediğiniz üzere ispatlamadıkları sürece elbette.

Dostunuza arkadaşınıza sahip çıkın bir de. Dost, korkmadan sırtını dönebileceğin insandır ve dostluk, kim dost ihtiyacı hissediyorsa onun sorumluluğundadır.
Mutlu kalın, huzurlu kalın.

Salih Turhanlar, 27.07.2014