İşyerinde Çatışmanın Evrimi

İşyerinde Çatışmanın Evrimi

Çatışma yönetimi, biz eğitimcilerin kulağa güzel gelen eğitim isimleri icad etme eğilimimizin bir sonucu olarak ortaya çıkmış bir kavramdır. 

Eğer doğrusunu söylemek gerekirse çatışma yerine kullanmamız gereken sözcük kavgadır. Adıyla, sanıyla, çıkardığı gürültü ve neden olduğu stres nedeniyle yakından tanıdığınız kavga. Laf kavgası, makam, mevki kavgası, aş kavgası gibi türleriyle işyerlerinizde hergün karşılaştığınız kavgayı konu edeceğiz bu yazımızda. Ama modern eğitim geleneğinin bir parçası olarak kurum kültürlerinin onaylamadığı kavga sözcüğü yerine çatışmayı kullanacağız yazımız boyunca. Bu kadar kıvırtmayı arama motorlarında “kavga yönetimi” diye birşeyi asla aramayacak olan siz saygıdeğer okurun hoş göreceğini düşünüyorum.

İnsanın olduğu yerde çatışmanın olmadığı bir zaman dilimi olmuş mudur acaba? Coleridge’in “Xanadu”su hariç ve Huxley’in “Ada”sı dışında günlük yaşantının ve iş dünyasının huzur içinde olduğu bir örnekle karşılaşmak pek mümkün değildir insan için. Çünkü görünen odur ki, sahip olduğumuz genetik miras ve öğrendiğimiz çatışma çözme yöntemleri bizleri kendimizle olduğu kadar başkalarıyla da didişmeyi becerebilen tedirgin bir tür olarak yaşamak zorunda bırakmaktadır. 

Geçmişte olduğu gibi günümüzde de çalışanların tek derdinin hayatta kalabilmek olduğunu söylersek abartmış olmayız sanıyorum. Çalışan, işveren, amir, memur nerede ve ne işle uğraşıyor olursanız olun menfaatleriniz çatışmaları kazanmaktan veya en azından çatışmada sağ kalabilmekten geçmektedir. İş yaşamında da yaşayabilmek için tavır belirlemek, taraf belirlemek ve elinizden geleni yapmak zorunluluğu söz konusudur. Saldıran mı, vuran mı olacaksınız? Savunan veya vurulan tarafta mı yer alacaksınız yoksa? 
Belki samimiyetle kabul etmeliyiz ki? Çatışmaların yaşanmasının nedeni, kullanmayı bildiği tek araç çekiç olan insanların herkesi çivi gibi görmesi ile açıklanabilir. Biraz da egomuzun, aklımızın dizginlerini ele geçirmesinden ve bir çatışmanın yıkıcı olduğu kadar heyecanlandırıcı doğasına alışmasından kaynaklandığı ile izah edilebilir.

Kendinize bir bakın. Çevrenizdeki herkesi kum torbası gibi görüyorsanız belki de bu sürekli vurmaya alıştığınız içindir. Gerçek hayatta kum torbaları vurulmak içindir ve bundan yakındıkları da pek görülmez ama birgün kum torbalarından birinin size karşılık vermesine de şaşırmayın. Rollerini karıştırmıştır belki, belki saf değiştirmeye karar vermiştir değil mi ama? 

İş yaşamında diğer uç’da yer alanlara da rastlanır elbet. Yani, kendisini kum torbası zannedenlere de. Kendilerine kötü davranılmasına o kadar alışmışlardır ki, farkına bile varmadan sessizce beklemenin ve başa gelenlere katlanmanın tek işe yarar yol olduğunu düşünmektedirler. 

Patronlarının veya yöneticilerinin onları boş toplantı odalarında kıstırıp böbreklerine çalıştıklarını söylemiyorum. Çağdaş mobbing tekniklerini kullanan yöneticinin yumruklarından daha öldürücü silahları vardır çünkü. Umursamazlık bu silahların en önemlilerinden biridir örneğin. Bunun için bir kendini bilmez, özgüveni yerle bir olmamış bir çalışan bulmanız gerekiyor. Bulduktan sonra onu görünmezlik iksiriyle işaretliyorsunuz işte yapılması gereken bu kadar.

Omuzlarına görülmezlik işareti konulan çalışan, artık diğerleri ile birlikte yaşamasına ve çalışmasına rağmen fani dünyanın nimetlerinden faydalanma yetisini kaybetmiştir. Bırakın önemsenip ödüllendirilmeyi, yaptığı işlerin beğenilmediğine ilişkin bir küçük imayı bile görmeyecektir artık. 

İşte bu çalışan, düşük yoğunluklu bir ofis içi çatışmanın ilk kurbanı olarak birlikte icra edilen faaliyetlerde sözü kesilerek, konuşmasını tamamlayabildiğindeyse mutlaka söylediklerinin üzerine bir açıklama cümlesi eklenerek teşhir edilecektir.

Kendisiyle karşılaşıldığında yapılması gereken bir “ben de başka tarafa bakmayı çok özlemiştim gerçekten” bakışıdır. Koridorda veya asansörde yüzyüze gelinirse sadece ne olduğu anlaşılamayan basit bir homurdanma ile yetinilmelidir ki çalışan kendisine mi yoksa etrafta var olmadıkları şüphe götürmeyen üçüncü boyut gezginlerine mi hitap edildiğini anlamasın.

Bu teknikleri uygulayanın bu marifetiyle ne kazandığına gelince; o öncelikle kendi nüfuz alanına sahip çıkan ve orada kimlerin yaşayacağına kimlerin de öleceğine karar veren kişi olduğunu etrafa bir kere daha göstermiş olacaktır. Ortaçağda tebasına asasının ucuyla dokunarak onları kalabalığın arasında biri olmaktan çıkartıp saray müdavimi yapan soylular gibi ortalıkta dolanarak dilediğine statü dağıtan biridir o. Günümüz yöneticilerinden elinde asayla dolaşanına pek rastlanmaz, çağdaş yönetici bazen beraber yemek yiyerek, bazen ilgisiz bir mailin adres bölümüne dilediği ismi yerleştirerek işaret eder onayladığı çalışanlarını.
Bir diğer kullanışlı çatışma yöntemi kalabalık işyerlerinde başarıyla kullanılabilen “arızalı çalışan” modelini uygulamaya koymaktır. “Arızalı çalışan” sessiz ve durgun görüntüsünün arkasında ani öfke patlamalarını yönetecek ve gerilla saldırılarını başarıyla yürütecek sinirsel yeterliliğe sahiptir. Eğer kendinizi iş akdinizin feshine yol açmayacak ama herkesin yanınıza desturla yaklaşmasını sağlayacak bir aralığa konuşlandırırsanız işyeri çatışmalarının uzağında kalarak, Sun Tzu’nun başat stratejisi olan savaşmadan kazanma aşamasına ulaşmış bir mistik savaşçı olarak çok rahat edebilirsiniz.

Kadim ve işe yarayan bir diğer strateji, sizin için savaşacak birini/birilerini bulmanızdır ki tarihte en çok kullanılan yöntem budur desek abartmış olmayız. Günlük kullanımda bu durum “maşa varken ateşi elinizle tutmaya ne hacet var” şeklinde dillendirilse de biz konuya daha edebi bir yaklaşım getirecek ve konuyu savaşın ve çatışmanın kitabını yazarken dalından düşen sonbahar yapraklarını da göz ardı etmeyen japon savaşçılarına getireceğiz.

Modern şirketler pek az samuray ve çok fazla ronin barındırırlar (Ronin’in ne olduğunu burada anlatacak değilim. Tembellik yok, gidin öğrenin). Birkaçını etrafınıza toplayın, eğitin ve zamanı geldiğinde salın gitsinler. Bu yöntem, deneyimli yöneticiler tarafından çok kullanılır ve etraflarında gölge savaşçılarla çalışan bu insanlara ulaşmak genellikle zorlu çatışmalar gerektirir. Bazen kendi güçleri ile başı dönen çalışanların gönüllü olarak gereksiz mücadelelere kalkıştıkları da görülür. Burada unutulmaması gereken nokta çatışma büyüdüğünde nerede oturuyor olursanız olun zaman geldiğinde herkesin kılıca sarılması gerektiğidir. 
Bu ve sıralayabileceğimiz birçok taktik normal hayatını sürdürmeye çalışırken işyeri çatışmalarından en az zararla kurtulmaya çalışan kişilerin hiç şansı olmadığı anlamına mı gelmektedir? Cevabım hayır. Her çalışan, herhangi bir şekilde silah çekmeden yaşamanın bir yolunu pekala da bulabilir. 

Aktif ve pasif savunma tedbirlerinden oluşan karma bir güvenlik hattı inşa etmelisiniz etrafınızda. Kendi kozanızı örebilirsiniz mesela. Gözünüzün önüne hemen dışarı kapalı, kendi kabuğuna çekilmiş bir çalışan gelmesin. Sizin için önemli olan ne varsa onun etrafına bir koruyucu oluşturmaktan bahsediyorum. İplik, iplik işleyerek, bir yandan yapmanız gereken işleri yaparaktan ama kendinizi kollayarak.

Askerlik yapanlar “sutre gerisinde olma” teriminin ne anlama geldiğini bilirler. Hepimizin anlayacağı şekliyle “örtü ve gizleme”den faydalanma diyelim isterseniz. Etrafınızdaki eşyaları kullanarak doğrudan hedef olmaktan vazgeçebiliriz. Vedat Sakman bu durumu “Megaloman olma onikide durma vuran olur, kuş gibi uçma kanadını açma kıran olur” diyerek pek güzel ifade ediyor. Bu stratejinin uygulamaları arasında bir de çalışanların arkasına saklanmak vardır ki, işte o işyeri çatışmalarının ninjası olarak değerlendirilebilecek insanların harcıdır. Karanlıkta veya bir sis perdesinin arkasında haraket ederler. Arkasına saklandıkları insanları açık hedef haline getirdikleri de olur ama o kadar kusur her aksiyon filminde olur zaten. Amaç o ofisteki son sağ insan olarak kalmaksa hedefe ulaşmada çok uygun bir taktik olduğunu söylemeliyiz saklanmanın.
Kamuflaj sanatının bazı uç uygulamalarına imza atan kişilerin çıkardıkları çok başarılı işlerin sonucunda asıl kimliklerine dönmekte zorluk çektikleri görülür. (Bkz. Yazarın “Saklanan Adam” isimli hikâyesi) Kişisel önerim, her strateji gibi saklanma stratejisinin de abartılı olmayan bir biçimde uygulanmasıdır. Öyle ki zamanı geldiğinde arazi olmamışsınız da hep orada, en ön saftaymışsınız gibi ortaya çıkabilesiniz.

Kamuflaj, dost ateşine sebep olmaması için dikkatle uygulanmalı, olası dost ve az dost unsurlar özenle işaretlenmelidir. Birçok şirkette sinirlerini boşaltma amacıyla duvar ve sütunları yumruklayan kişilerin duvardan gelen “-yandım anam” çığlığı ile şaşırdıkları görülmüştür. Sonradan anlaşıldığı üzere bu çığlıklar çok iyi kamufle olan kişilerin feryadından başka birşey değildir. Eğer müttefiklerinizin canını yakmak istemiyorsanız, bu konuda tavsiyem, atış hattının temiz ve dost unsurlardan arındırılmış olmasıdır. 

Çatışmalar bağlamında başınızı dertten, kalbinize kasavetten kurtaracak başka bir kullanışlı araç mizahtır. Mizah kabiliyetinin ofis içi çatışmalarda en kuvvetli kalkanlardan biri olduğunu gözledim. Bazı çalışanların bir başkasını kahredecek olaylara gülüp geçtiklerini görmüşsünüzdür. İçi kan ağlarken, etrafına gülücükler saçan insanlar değil burada anlatmaya çalıştığım. Hakiki bir, “bir anda unuturum aldırmam” duruşu sergileyen ve “ben gönlümü eyleyim de ne derlerse desinler”i gönlüne yerleştirmiş gülen insanları kast ediyorum. 
Sanki korunmasızmışlar gibi ortalıkta gezinen bu güleç çalışanlar, olmadık zamanlarda patlattıkları kahkahalarla, yapmacıksız olumlu tavırlarıyla ve bitmez tükenmez fıkra rezervleriyle sanılandan çok daha fazla dayanıklılığa sahiptirler. 

İlkel insanın yönetim mücadelesinde kullandığı araçlar da ilkeldi günümüze oranla. Rakibini alt etmek için ellerini kullanıyor daha etkili bir sonuç içinse taş veya sopa kullanıyordu. 

Biz modern insanlar günümüzde böyle yapmıyoruz elbette. Sürdürdüğümüz mücadele ne denli acımasız da olsa, beraberinde vicdanımızı rahatlatacak bazı önlemleri almayı ihmal etmiyoruz. Teknik kabiliyetlerimiz ilerleme gösterdi. Zamanla ellerimizi daha az kirletecek yöntemler öğrendik. Artık üstümüze başımıza toplantı yaptığımız insanların kanı bulaşmıyor. Yöneticiler ve kasapların beyaz gömleği sevme nedenleri bu olsa gerek? Çok kanlı bir iş yapıyoruz ama gördüğünüz gibi gömleklerimiz tertemiz. İşimizi iyi yapıyoruz yani demek istiyorlar belki de?

Ofislerde birçok değişen şeyle birlikte çatışma usulleri ve yöntemleri de değişiyor. Devir değişiyor. Devir, eli nasır tutmamış savaşçıların devri. Devir, hızlı konuşan, beklemediğiniz zaman beklemediğiniz yerden vuran çalışanların devri. Devir, elini işe sürmeden işgörmeye çalışan, potansiyeli yüksek kahramanların devri. 
İlk sınavlarını bir işyerinde bu yazıyı okuyacak kadar sağ kalarak atlatmış siz gazi okurlar için son tavsiyem, içinizde ve dışınızda maddi ve manevi olarak saklanabileceğiniz mevziler hazırlamanız olacak. Nasıl olacağına gelecek yazılarda tekrar değineceğiz. Şimdilik herkes siperlerine lütfen.

Not: İşyerinizde kavga mı var? Her toplantınızda çalışanlarınızdan kemik sesleri mi geliyor? Daha huzurlu bir ofiste çalışmak ve yaşamak mı istiyorsunuz? Önerilerim için mail adreslerim: sturhanlar@gmail.com

Salih Turhanlar, 27.07.2014