Analitik Düşünme Neden Önemli?

Analitik Düşünme Neden Önemli?

Düşünme; insanın doğuşu ile başlayan ve takip eden süreçte doğrudan veya dolaylı olarak geliştirilip iyileştirilebilen insana özgü bir süreçtir.

Dünya ile ilişki kurarken birtakım düşünme becerilerine ihtiyaç duyarız. (Bu beceriler arasında; bilgi edinme, öğrendiklerini uygulayabilme, analiz, sentez ve değerlendirme sayılabilir) Bu becerilerin büyük bir kısmı çocuklukta kendiliğinden belli bir oranda kazanılmasına rağmen, hayata geçirilme ve yaşamda kullanılma oranları büyük oranda eğitim istemine, bireysel çabaya ve konu üzerinde çalışmaya bağlıdır.

Analitik Düşünme, Yaratıcı Problem Çözme yetkinliği ile; kişinin gerçek hayattaki sorunların üstesinden gelebilme becerileri ve sorunlara yeni yaklaşımlar geliştirme becerilerini kastediyoruz. Bu yetkinliklerinde gelişmeye açık yönleri olan bir çalışanın; kendi başına karar alma (ve elbette doğru karar alma), problemleri çözme, kriz ve risk yönetimi, verileri anlama ve yorumlama, neden-sonuç ilişkisi kurma, sistemi anlama gibi alanlarda sorun yaşaması kuvvetle muhtemeldir.

Bir örnek olarak ölçümlenmiş bir modelden, PİSA verilerinden yararlanabilir, çocuklarımıza bakarak, şirketlerimizin veya büyük resimde ülkemizin problem çözme becerilerinin içinde bulunduğu durumu bu veriler aracılığıyla anlamaya çalışabiliriz.

PİSA (OECD tarafından geliştirilen akademik becerileri ölçme değerlendirme sistemi)eğitim sistemleri için uluslararası referans merkezi olarak kabul edilen, bu amaçla veriler üreten başarılı bir uygulamadır. Matematik, fen, okuma, problem çözme, finans okuryazarlığı gibi ölçülen becerilerin değerlendirilmesi sonucunda PİSA, 15 yaş öğrencilerin sadece bildiklerini değil aynı zamanda bildiklerini kullanma, yeni durumlara uygulama yaratıcılıklarını ölçmektedir. Bu çerçevede öğrencilerin eleştirel düşünce, analiz, sentez ve muhakeme becerileri ölçülmektedir.

Ülke olarak 2003 yılından beri katıldığımız PİSA’daki durumumuz ne alem dederseniz, üzerinde konuştuğumuz analitik düşünme ve problem çözme sonuçlarında durumumuz pek iç açıcı değil.

Singapur, Kore ve Japonya bu becerilerde zirvede yer alırken, Türkiye Şili ve İsrail ile birlikte sonunculuğu paylaşıyor.

Gençlerimizin sadece%2.2’si ileri derecede problem çözme becerisine sahip görünüyor (OECED ortalaması %11.4, Güney Kore’de ise bu oran %28)

“Analitik düşünme, problem çözme ve karar verme becerileri zihinsel süreçler itibariyle birbirleriyle ilintili olarak çalışıyorlar ve üzerlerinde ne kadar erken yaşlarda çalışılırsa o kadar etkili sonuçlar alınabiliyor” bu saptama okullarımızın ve öğretmenlerimizin geleceğimizde oynayacakları rolün önemi konusunda bize yeterince fikir veriyor ve o alan eksiksiz çalışılmalı. Peki; kurumsal eğitim departmanları, akademiler bu konuda neler yapmalı veya birey olarak bizim üstümüze düşen bir şey var mı derseniz işte orası bir dünya konuşma gerektiriyor.

  • Öncelikle veri okur-yazarlığını olağan ve standart bir iş haline getirmeliyiz. (belli bir departmanın işi olarak algılanıyor genelde)
  • Temel bilimleri ve felsefeyi gelişim faaliyetleriyle bağlantılı işlemenin yolları aranmalı ve bulunmalı.
  • Eğitimler; somut, işlevsel (mümkün olduğunca bilimsel) ve sonuç odaklı olarak yapılandırılmalı.
  • Matematik zekâsı, finansal zekâ programları uygulanmalı,
  • Analitik düşünmeyi ve karar almayı teşvik eden oyunlar/uygulamalar kurumsal yaşamın içerisine yerleştirilmeli, içselleştirilmeli.

Sonuç olarak: Analitik düşünme, sorgulama ve problem çözme becerilerini örgün eğitim sisteminin olduğu kadar kurumsal eğitimlerin de bir parçası haline getirmeliyiz ki gelecekte karşılaşacakları problemleri çözebilen, kendi kararlarını alabilen, analitik düşünebilen bireyler olma konusunda çalışanlarımız yardım edebilelim.